USTMENU
  “NUSAYBİN AKADEMİSİ” BAĞLAMINDA SÜRYANİLER’DE FELSEFE[1] - 13.3.2008

 

Dr. Nesim DORU
İslam Felsefecisi 

Bu çalışmanın temel hedefi, tarihte üstlendiği önemli rolü sayesinde Süryaniler’in en önemli akademilerinden bir haline gelmiş “Nusaybin Akademisi” nde ortaya çıkmış felsefi hareketleri ortaya koymak ve irdelemektir. Bu amaçla akademide Kutsal Kitap hermenötiği, teolojik ihtilaflar çerçevesinde Nesturi geleneği ve akademide verilen eğitim hakkında bilgi verilecektir. Ancak daha önce akademinin kuruluşu ile ilgili bazı tarihi bilgiler vermemiz yerinde olacaktır.

 

1.AKADEMİNİN KISA TARİHİ

Makedonyalı İskender’in (M.Ö. 356-323) Asya ve Afrika kıtalarını fethetmesi Yunan kültür ve medeniyetinin doğuda yayılmasına sebep oldu. İskender’in siyasi amacı, Yunan kültürü ile yeni fethedilen memleketlerin kültürleri arasında ilmi, kültürel, mimari ve edebi eklektizmi sağlamaktı. İskender bu gayeyle, fethedilen memleketlerde şehirler kurarak Yunan edebiyatçı, filozof ve bilim adamlarını, fethedilen bu şehirlere bilgi ve birikimlerini aktarmaları için teşvik etti. Bunun sonucunda İslam’ın zuhurundan önce ilim ve kültür şehirleri kurulmuş bulunuyordu. Bu şehirlerin en önemlileri İskenderiye, Urfa, Nusaybin, Harran ve Cundişapur idi.

İran ve Roma devletlerinin ortasında kurulmuş Nusaybin şehri, tarihte üstlendiği bilimsel ve kültürel rollere nispeten “Ümmü’l-Ulum (İlimler Anası)”[2] ve “Medinetu’l-Maarif (Bilgi şehri)”[3] ünvanlarına layık görülmüştür.[4] Süryaniler, Hristiyanlığı kabul etmeden önce de, Nusaybin, ilim ve kültür merkezi olarak biliniyordu. İsa’dan çok önce yaşamış olan şair filozof  Vifa ve II. Yüzyılın ortalarında yaşamış filozof Mor İbn Serabyon, Nusaybin okullarında yetişmiş paganist Süryanilerdendi. Bu paganist Süryani düşünürlerin ortaya koyduğu eserlerin daha sonra Hristiyanlığı kabul eden Tityanis, Bardaysan ve Mani (II. ve III. Yüzyıl) gibi Hristiyan Süryanilerin eserlerine dil ve edebiyat açısından benzerlik arz etmesi Nusaybin okulunun sürekliliği açısından önemlidir.[5]

            Miladi 300 senelerinde Antakya Akademisinin de kurucularından Nusaybinli Mor Yakup tarafından Nusaybin’de ilk Hristiyan Süryani Akademisi açıldı.[6] Ancak bu okulun en önemli siması Mor Yakub’un öğrencisi Mor Afrem (303-373) dir. Mor Afrem 303 yılında Nusaybin’de doğdu[7] ve  Nusaybin okulunun başkanı Mor Yakup’tan, Süryani edebiyatı ve Kutsal Kitab’ın anlaşılmasına dair dersler okudu.[8] Mor Yakub’un da desteğiyle Nusaybin’de açılan bu yatılı Süryani okulunda Mor Afrem’in  28 sene ders verdiği söylenmiştir.[9]  Mor Afrem’in dini ve felsefi bir çok eser yazdığı kaynaklarda varid olmuşsa da günümüze sadece dini şahsiyeti ve ahlaki kişiliği ile ilgili bilgiler ve kiliselerde okunan bazı şiirleri kalmıştır. Nitekim bazı çağdaş araştırmacıların da Mor Afrem’in bir ilahiyatçı olmaktan çok ahlaki bir kişilik olduğunu söylemeleri de bu görüşü pekiştirmektedir.[10]  Afrem’e ait eski Ahid’in orjinal tefsirlerinden de az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir.[11] Onun tefsir yöntemi İskenderiye Akademisinin sembol ve rumuzlara dayanan yöntemi yerine Antakya Akademisinin benimsediği açık-seçik metin hermenötiğine dayanmaktadır.[12] Süryaniler tarafından çok sevilen bu dini şahsiyetin nesilden nesile aktarılmak suretiyle günümüze kadar gelen bu şiirlerinde felsefi temalar da yoğunluklu olarak işlenmiştir.[13] 

            Mor Afrem, m.363 yılında Pers Kralı Şapur’un Nusaybin kentini ele geçirmesi üzerine Urfa’ya gitti. Orada 10 yıl yaşadıktan sonra m. 373 senesinde öldü. Ondan sonra Qiyoru ve sonra da Nersay (399-502) geçti.[14] Urfa okulunda Nesturiliğin yayılması sebebiyle okul 489 yılında İmparator Zenon tarafından kapatıldı. Okulun kapatılması, Nersay’ın ve beraberindeki Nesturi bilginlerin Nusaybin’e gelmelerine sebep oldu. Nusaybin’de o sırada episkopos olan Barsavmo’nun da yardımıyla Nusaybin okulu tekrar açıldı. Nusaybin Akademisi bu süreçten sonra Felsefe sahasında Urfa okulunun devamı niteliğine büründü. Ancak burada diğer akademilere nazaran felsefi ilimlere daha fazla önem verildiği de bir gerçektir.[15] Nersay 502 yılında öldü. Onun da yerine sırasıyla Abrohom Bet-Rabban (509-569 tarihleri arasında başkanlık yaptı), Arzunlu Yeşu-Yahb (569-571), Nusaybinli Abrohom Bar Kardyoye (571-572) ve Erbilli Hnono (ö.607) geçti.[16] Nusaybin Akademisi 9. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş, Bağdat Medresesinin kurulmasıyla çökmüştür.[17] Süryaniler, İsa’dan çok önce yaşamış şair filozof Vifa’dan 758 senesine Sincar Episkoposu İliyo’ya kadar olan zamana “Süryanilerin Altın Çağı” ismini verirler.[18] İşte bahsettiğimiz akademi de bu altın çağda kurulan bir akademi olduğu için ayrıca önem arz etmektedir.

            Nusaybin Akademisinin tarihi, doğuda Nesturiliğin gelişim ve yükselme tarihi olarak da telakki edilebilir.[19] Bu sebeple akademinin gerçek tarihi Nersay ile başlatılmalıdır. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, “Nusaybin Akademisi” Nersay’ın Urfa’dan kaçıp Nusaybin’e sığınmasıyla kurulan akademidir.[20]

 

2. NESTURİLİK TARTIŞMASI VE NUSAYBİN AKADEMİSİ

            Yukarıda Nusaybin Akademisinin tarihinin doğuda Nesturiliğin gelişimi ile ilgili olduğunu söylemiştik.

            Beşinci yüzyılda Hıristiyan alemi İsa’nın bedenleşmiş şahsıyla ilgili derin bir tartışmanın içine girdi. Bu tartışmanın mimarı Nestoryus idi. Nestoryus, İsa’nın bedeninin var olan tanrısal ve benzeri öğelerin birbiriyle ilişkisi sorununu ortaya atarak, Hıristiyanlık tarihinde önemli değişmelere sebep oldu.[21]

Felsefe ve İlahiyat öğrenimini Antakya İlahiyat okulunda tamamlayan Nestoryus, o sırada  Mepsuestiya Piskoposluğu yapan Teodor’un düşüncelerinden etkilenmiştir.[22] Teodor’un Kutsal Kitap yorumları İskenderiye Okulu’nun benimsediği gibi rumuz ve sembollere dayanmamakta, aksine harfi harfine bir yorum yöntemine dayanmaktaydı. Teodor, İsa’yı Platon ve Epikür gibi bir insan olarak görüyor ve onlara benzetiyordu. Ona göre İsa’da insan ve Tanrı kesinlikle birleşmesi mümkün olmayan iki farklı unsurdur.[23] Bu düşüncelerden etkilenen Nestoryus, Mesih’te iki doğanın yani tanrısal ve beşeri unsurların var olduğunu, Meryem’in ise, İskenderiye Okulu’nun savunduğu görüşün tersine saf bir insan doğurduğunu savunmuştur. Nestoryus’a  göre Mesih 30 yaşında vaftiz olurken tanrısal öğeye de sahip olmuştur. Bu sebeple Meryem’e Tanrı’nın anası (Theodokos) denilemez. O, Tanrı’nın değil, insan Mesih’in anasıdır (Hristokos).[24]

Nestoryus’un bu görüşleri tartışma ve ayrılıklara sebep olunca İmparator II.Theodosius 431 yılında Efes’te bir kongre toplanmasını emretti. Bu konsilde Nestoryus aforoz edildi ve ondan episkopusluk rütbesinin geri alınmasına karar verildi.[25]

Bu konsilden sonra İmparator, Nestoryus’un görüşlerini savunan Nesturilere karşı şiddet politikaları uygulayarak onları yok etmeye kalkıştı. Ama bütün bu şiddet uygulamalarına rağmen Nesturilik, Süryaniler arasında yayıldı. Nesturilik taraftarı Süryaniler, çalışmalarını Urfa Okulunda yoğunlaştırdılar. Rabbula (ö.437), Mepsuestiyalı Teodor’un Kitab-ı Mukaddes yorumlarını Süryanice’ye çevirdi. Özellikle İbas döneminde Nesturilik Urfa okuluna hakim oldu. İbas’ın ölümünden sonra Barsavmo (ö.491) ve Nersay (399-502), Nesturiliği daha da yaydılar. Bunun üzerine İmparator Zenon okulu kapattı ve okulun öğretmenleri Nusaybin’e kaçtılar.[26]

Nersay’ın Nusaybin Akademisinde Nesturiliği temsil etmesi, bu akademiyi ilim çevrelerinde ayrıcalıklı bir konuma getirdi. Yaklaşık iki asır devam eden akademide yetişen öğretmenler Nesturiliğin sıkı birer temsilcisiydiler.  Abrohom ve öğrencisi Kaşkarlı Abrohom (ö.588) başta olmak üzere Yuhanna, Yusuf el-Ehvazi, Erbilli Hnono gibi çok önemli İlahiyatçılar yetişti.[27]

Nusaybin okulunda Nesturi geleneği temsil edenlerin başında Nersay gelir. Nersay, Nusaybin’e kaçmadan önce Urfa Akademisinde iken Teodor’un tefsir metodunu benimsemiş ve bu metodu Nusaybin’e taşımıştır.[28] 602 tarihinden sonra okulun yapısında Nesturi gelenekten sapmalar baş gösterince Nersay “yasalar” çıkarmış[29] ve bu gelenekten ayrılan kişinin hem okuldan hem de kentten çıkarılacağını hüküm altına almıştır.[30]

Okulun bir diğer Nesturi alimi Abrohom Bet-Rabban’dır. Abrohom döneminde okulun sadece fiziki yapısında değil, kentin yüksek öğreniminde de iyileştirme yoluna gidilmiştir. Döneminde öğrencilerinin sayısının 1000 kişiye ulaştığı söylenen Abrohom ve zahitçe yaşamı öğütleyen felsefesiyle tanınan Kaşkarlı Abrohom[31] Nesturi reformculardan etkilenerek okulda önemli değişimlere imza attılar.[32] Nusaybin Akademisinde Nesturi geleneğe bağlı kalarak  felsefi eserler yazan bir diğer bilgin de Baboy (553-628) dur. İlahiyatçı Hnono’nun öğrencilerinden olan Baboy’un 80’den fazla eser verdiği söylenmiştir. Baboy, İsa’nın tabiatı ile ilgili Monofizitçiler’e karşı “Birlik Kitabı” ve “Kitab-ı Mukaddes Tefsiri” adlı eserler yazmıştır.[33] Akademide baş gösteren Nesturilik ihtilafından bahsederken ismini zikretmeden geçemeyeceğimiz bir başka bilgin de Hnono’nun öğrencilerinden Öğretmen Mihail’dir. Yazdığı eserlerden anlaşıldığına göre geniş bir felsefi birikime sahip Mihail, Kitab-ı Mukaddes’i 3 ciltte tefsir etmiştir. Mihail’in ayrıca şu eserleri günümüze kadar gelmiştir: “Felsefi Tanımlar Ve Kısımları”, “İnsan Neden Küçük Alem Olarak İsimlendirilmiştir?”, Nefs Kitabı” ve “Heretiklere Reddiye”.[34]

Nesturiler, idare ile aralarının iyi olmaması sebebiyle, eğitimlerini ve ibadetlerini de özellikle Süryanice yapmaya özen gösterdiler. Ayrıca Nesturiler, kendi görüşlerini felsefi olarak açıklamak ve mantıki delillerle ortaya koymak zorundaydılar.  Bu sebeple Nesturiler Yunan Felsefesine ve Aristoteles mantığına önem verdiler. Felsefi eserleri Süryanice’ye çevirdiler. Mesela, İran’a Nesturi göçünü başlatan İbas, İsagoji’yi Süryanice’ye tercüme etmiş, Probus da İsagoji’ye şerhler yazmış ve Aristoteles’in Hermeneutica ve I.Analitikler  adlı eserlerini yorumlamıştır. [35] Nusaybin Akademisi’ne mensup bilginlerden Paulus Persa (Farisi), Aristoteles’in Peri-Ermeneias eserinin muhtasarı şeklinde hazırladığı[36] başkalarına göre de müstakil olarak ele aldığı[37] “Mantığa Giriş” adlı bir eser yazmış ve bu eserinin mukaddimesinde felsefenin dine olan üstünlüğünü savunmuştur. Bir diğer bilgin Severe Seboht (ö.667), Aristoteles’in mantık eserlerini incelemiş ve I.Analitikler ile Peri Ermeneias’ı çevirmiştir. Seboht, teolojik çalışmalar kadar, felsefi ilimlerde ve başta matematik olmak üzere pozitif bilimlerde de çalışmalar yapmıştır.[38] Felsefi literatürün Süryanice’ye girdiği bu süreç, felsefeyi Süryaniler için teolojik düşüncelerin daimi bir esası kılmıştı.[39]

Yakubilerin de idareyle araları iyi değildi. Onlar da Nesturilerin yaşadığı baskı ve şiddeti yaşamışlardı. Yakubiler felsefede daha çok Yeni-Platonculuğa ve mistisizme yöneldiler. Buna karşılık Nesturiler daha çok Mantık ilmine ilgi duydular. [40] Yakubi olan Sergios, Aristoteles’in Kategorileri’ni, İbare, Nefs eserlerini ve Porphyrius’un İsagoji’sini Süryanice’ye tercüme etti.[41]

 

3. NUSAYBİN AKADEMİSİNDE KUTSAL KİTAP HERMENÖTİĞİ

            Beşinci yüzyılın başlarında Urfa okulunda Mepsuestiyalı Teodor’un eserlerinin Yunanca’dan Süryanice’ye çevrilmesi Doğu Süryanilerinde İskenderiye Akademisinin benimsediği sembolik imgelemeci hermenötik yerine Antakya Akademisinin benimsediği harfi yoruma dayanan açık-seçik anlamın geçerliliği metodu  benimsenmiştir. Urfa okulunun kapatılmasından sonra bu gelenek Nusaybin’e taşınmıştır.[42]

            Kadıköy Konsili ile II. Konstantin Konsili arasındaki bir yüzyıl boyunca Theodor’un Kutsal Kitap yorumlarının Doğu Süryanileri ve özellikle Nusaybin Akademisi bilginleri üzerindeki etkisi tartışmasızdır. Hatta Akademi kurucularından Barsavmo 484 tarihinde bir Synod toplayarak Teodor’a karşı çıkanları kınayan bir karar almıştır.[43]

            Nusaybin Akademisinde Kutsal Kitap hermenötiğinin kaynaklarından biri de Aristoteles ve Porphyrius gibi yunan filozoflarıdır. Nesturi geleneğin en önemli temsilcilerinden Nersay ve Mor Abrohom gibi yorumcular bu hermenötik geleneği Aristoteles ve Porphyrius’un mantık çalışmaları ile daha fazla zenginleştirmişlerdir. Aristoteles’in “Organon” ve Porphyrius’un “İsagoji” adlı eserlerinde ortaya konan mantık modalitelerinin aynısını bu iki müfessirin yorumlarında görmek mümkündür. Nitekim Teodor’un, İskenderiye ekolünün aksine açık-seçik bir yorum metodunu benimsediğini ifade etmiştik. Bu sebeple Nusaybin yorumcuları da Aristoteles ve Porphyrius’un açıklamalarını referans kabul etmişlerdir. Özellikle Abrohom Bet-Rabban’ın kutsal metinleri bu şekilde yorumlama biçiminde ısrar etmesi ve teşvikleri sayesinde yaşadığı dönem, Nusaybin Akademisinin “Rönesans Dönemi”  olarak kabul edilir.[44]

            Altıncı yüzyılın ortalarında Bizans Kralı Jüstinien, İmparatorluğun siyasi birliğinin, hypostaslar etrafında meydana gelen ihtilaflar yüzünden parçalanan Süryani birliği sağlamaya bağlı olduğuna inandığı için 544 yılında bir ültimatom vererek Nesturiliği yasakladı. İşte tam bu dönemde Nusaybin okulunda Mor Aba Nesturi geleneğin hermenötik açılımını icra etmekle meşguldü.[45] Ancak bu gelenek karşıtlarını da doğurmakta gecikmedi. Akademide Teodor’un tefsir geleneğine karşı çıkan kişi Hnono’dur.

            Hnono, Teodor’un doğudaki şöhretine itiraz ederek, onun yorumlarının yerine geçirmek maksadıyla yine Antakya Akademisinden John Chryisostom’un (344-407) eserlerini tercüme etti. Altın ağızlı Yuhanna olarak da bilinen John’a göre felsefe, insanları zühd ve riyaziyattan alıkoyan bir disiplin olduğu, mucize ve harikulade olayları inkar ettiği için zararlıydı.[46] Hnono’nun teolojik düşüncelerinin temelinde Teodor’un yorumlarına karşı negaitf bir duruşu vardır ki, ona karşı bir çok reddiye yazdığı kaynaklarda varittir.[47] Hnono’nun Nesturi geleneğe karşı çıktığı ve kadere inanmadığı, bedenlerin dirilişi ve eskatolojik bir kısım inançları kabul etmediği söylenmiştir.[48]

            Hnono’nun insan ile ilgili görüşleri Augustinius’tan, kristolojik tartışma ile ilgili görüşleri de Kadıköy Konsili’nden daha keskin olduğu için büyüyen tartışmalar üzerine 587 yılında toplanan Synod, Hnono’yu ve arkadaşlarını cezalandırdı. Hnono’nun bu şekilde cezalandırılması Doğu Süryanilerinde Antakyalı Peder Teodor’a karşı bir daha muhalif bir sesin ortaya çıkmamasına sebep olmuştur.[49] Ayrıca Hnono’dan sonra Nusaybin Akademisi bir daha kendine gelememiş ve günden güne yıkılmaya doğru gitmiştir.[50]

            Hülasa, Nusaybin Akademisi Urfa okulunun kapatılmasıyla Doğu Süryanilerinin          -Nesturilerin- en önemli kalesi haline gelmiş ve bu durum Akademiyi diğer akademilerden ayrıcalıklı kılmıştır. Akademinin Nesturilerin kalesi olması uzun süre Peripatetik geleneğin burada varlığını sürdürmesine ve bu geleneğin Kutsal Metinler hermenötiğinde bir referans olarak kabul edilmesine sebep olmuştur.

 

4. NUSAYBİN AKADEMİSİNDE METAFİZİK TARTIŞMALAR

            Çalışmamızın bu bölümünde Akademinin gerçek kurucusu ve yazdığı eserlerde geniş bir felsefi kültüre sahip olduğu anlaşılan Nersay’ın metafizik görüşlerinden kısaca bahsetmeye çalışacağız. Nersay’ın şöhreti tüm Süryaniler ve ilim çevrelerinde malumdur. Süryaniler kendisini “Kutsal Ruhun Gitarı”, “Doğunun Dili”, Hıristiyan Dininin Şairi”, “Öğretmenler Öğretmeni” olarak isimlendirmişlerdir.[51] Nersay’ın Urfa’dan çıkıp Nusaybin’e gelmesiyle kurulan akademi sebebiyle Nusaybin’e “Bilgi şehri” denildi. Akademi bir İlahiyat okulu görevini yürütüyordu. Akademi,  bir başka özelliği sayesinde başta Yakubilerin olmak üzere diğer Süryani Akademilerden ayrılan bir özelliğe büründü. Zira Nersay'ın kurduğu akademi ilk başlarda ilahiyat okulu iken sonraki zamanlarda  dünyevi ve felsefi ilimlerin okutulduğu bir akademi halini alacak.[52]

            Nersay’ın bir çok eser yazdığı muhakkaktır. “Tevrat Üzerine Yapılan Tefsirler”, “Şiir ve Mimrolar”, “Dini Ezgiler”, “Keşişlerin Okuduğu İlahiler”, “Ahlaki Dejenerasyon Hakkında Şiir Kitabı” ve “Teşvik Edici Hitabeler” ile nesir şeklinde yazılmış “öğütler” en önemli eserleri arasındadır.[53]

            Esasında Nersay’ın çalışmalarını 3 gruba ayırarak ele almak mümkündür.

            Birincisi: Kutsal metinler üzerine yapılan yorumlar

            İkincisi: Nasihat ve vaazlar

            Üçüncüsü: Ezgiler ve Dualar

            Nersay’ın birinci gruba giren eserlerinin tam metinleri günümüze kadar gelmemiştir ancak bazı nüsha şeklinde belgeler ona atfedilen bazı kaynaklar tarafından günümüze kadar gelmiştir. Onun felsefi ve metafizik görüşlerini ortaya koyabilmek için ikinci ve üçüncü gruba giren eserlerin satır aralarına titizlikle bakmak lazımdır. Onun günümüze taşınan bu grup eserlerinde Nersay’ın teolojik-felsefi görüşlerinden bir kısmına muttali olmak mümkündür.

            Nersay, hypostaslar problemi hakkında Nur ve güneş temsillerine başvurarak görüşlerini ortaya koyar. Buna göre, güneş; ışık ve sıcaklığı yansıtır. Bu ikisi de güneşin kendisinde mevcuttur. Güneş, ışık ve ısı özünde birdir ama fenomenal olarak bir çokluğu barındırır ki, bu, üç biçimde yansır. Böylece baba, oğul ve ruh tek bir cevherdir.[54] Nersay’ın bu açıklamaları ve örneklendirmeleri kendisinden yaklaşık dört asır sonra yaşamış Süryani filozoflardan Yahya İbn Adi’nin hypostaslar açıklamalarında yer almıştır.[55]

            Nersay’a göre, Tanrı yüce ve sonsuz kudret ve iradesiyle her şeyi yoktan yaratmıştır. Alemin kıdeminden bahsetmek imkansızdır.

            “Tanrı, nuru ile her şeyi yoktan yarattı. Onun ışığı her yeri aydınlatmaktadır. O, sevgisiyle her şeyi örten bir libas gibi göğü yaydı, her şeyin altına sağlam bir esas gibi yeri sabitledi ve sayısız canlıları yarattı, onlara güç verdi, suyu akıttı ve ateşi tutuşturdu.”[56]

            Nersay, Tanrı’nın her şeyi yoktan var ettiğini söyler. Bardaysan ve Mani’nin iddia ettiği; kötülük için başka bir yaratıcı vardır ki, o da madde veya heyuladır görüşünü kabul etmez. Yine Bardaysan’ın gök cisimlerine atfettiği insan üzerinde tesir etme özelliklerini redederek, Tanrı’nın, yaratmasında başka bir şeye muhtaç olmadığını söyler.[57]

Ayrıca Teodise problemi hakkında da bu yapıtlarda rastlamak mümkündür.Nersay’a göre kötülük rölatiftir ve özünde kötülük yoktur. [58] Alem’in bir gayeye matuf olduğu ile ilgili bu Aristotelyan düşüncenin[59] Nersay’da izlerini bulmak Nusaybin Akademisinde felsefi geleneğin biçimi hakkında ilgi çekici bir unsurdur.

 

5. NUSAYBİN AKADEMİSİNDE FELSEFE EĞİTİMİ

            Şurası bir gerçektir ki, Süryanilerin kurduğu kilise ve akademilerde Epistemoloji, Metafizik, Kozmoloji, Tanrı-İnsan Münasebeti, Astronomi, Coğrafya, Fizik, Eskatoloji ve Siyaset müstakil ilimler olarak okutulmamışsa da bu ilimlere taalluk eden meseleler tartışılmıştır. Nitekim 7. yüzyılın ilk yarısında yazılmış ve muhtemelen Urfa Akademisinde bir episkoposa ait olduğu düşünülen bir el yazması nüshada o dönemde tartışılan konular arasında yukarıda saydığımız ilimlere taalluk edilen meseleler sayılmaktadır.[60]

            Ancak bazı kaynaklarda altıncı ve yedinci yüzyılda Mezopotamya’da kurulan ilim akademilerinde bir çok bilimin okutulduğu da söylenmektedir. Bu bilimler şu şekilde sıralanmaktadır:

            1. Ahd-i Kadim ve Cedid Şerhleri, yortular, musiki

            2. Hat, Gramer, Şiir

            3. Dünya Tarihi, Kilise babalarının öyküleri

            4. Felsefe, Tıp, Fizik, Astronomi, Coğrafya, Matematik ve Kimya.[61]

            Nusaybin Akademisi’ne gelince ilk olarak Nersay döneminde akademinin eğitim müfredatında dini bilimlerin yanında felsefe başta olmak üzere dünyevi bilimlerin de yer aldığını görmekteyiz.[62] Kanaatime göre akademinin dayandığı esaslar ve belki akademinin varlık sebebi daha çok dini bilimler ve özellikle Kutsal Kitap merkezli olduğudur. Okutulan dünyevi bilimler de yine dini bilimlere takviye amacını güdüyordu. Nitekim Siirt Episkoposu Adday Şer, bu gerçeği şu şekilde dillendirmiştir: “Müfessir, ilahi kitapları şerh etmekle beraber, felsefeyi de veya az miktarda mantık ilmini de öğretiyordu. Bize ulaşan tefsirlerden bunu öğreniyoruz.”[63]

            Peki Nusaybin Akademisinde tam olarak hangi dersler okutulurdu? Akademi ile ilgili yazılan eserlerde Akakdeminin düzeni ve eğitim müfredatı hakkında geniş bilgilere rastlamak mümkündür. Her şeyden evvel akademide bir başkan bulunurdu. Buna “Raban” yani “öğretmenimiz” denirdi. Görevi, eğitim işlerini düzenlemek, öğrencilerin durumundan ve maddi işlerden sorumlu olmaktı. Akademinin öğretmenleri, öğrencilere okuma-yazmayı öğretirdi. Gramer dersleri; dil ilmini ve sözlük bilgisini kapsıyordu. Bundan sonra dini ezgiler dersi geliyordu. İlahiler, ve Kitab-ı Mukaddes tefsiri dersleri rutin yapılan günlük derslerdi. Başkan, Nesturi inancına uygun dini ritüelleri uygulamak üzere ezgi telif etmeye özen gösterirdi. Buna ilaveten başta felsefe olmak üzere, Tarih, Coğrafya, Mantık, Belagat ilimleri de öğretiliyordu. Ama en önemli ilim Tefsir ilmiydi. Tefsir dersleri, önceleri Mor Afrem’in yorumlarına dayanıyordu ancak Teodor’un yorumları Süryanice’ye çevrildikten sonra Teodor’un yorumlarına[64] ve  Antakya ekolüne uygun olarak icra edilirdi.[65] Akademide en üst düzeyde unvan “Mfaşkono” yani “Müfessir” ünvanıydı. Akademi’nin başkanına aynı zamanda Müfessir de denilirdi.[66]

            Özetle, Nusaybin Akademisi yüksek dereceli bir İlahiyat Fakültesine benzemektedir. İlahiyat Fakültesi olmanın yanısıra tamamlayıcı ilimler de görülmekteydi. Felsefe, Mantık, Dil, Hat, Musiki, Ayinler ve İlahiyat bilimlerine yardımcı diğer ilimler.

            Şunu da ifade etmek gerekir ki, Nusaybin Akademisi, doğu düşüncesini temsil eden bir akademi olmakla birlikte Helenistik kültürü de içinde barındıran bir akademi görevini görüyordu.

            Başka bir ifade ile -Labourt’un ifadesi ile- söylemek gerekirse, “Nesturilerin büyük Metropolit kenti, surlarının içine canlı olarak, ilk İlahiyat Fakültesinin ve Metafizik derslerinin işlendiği ilk üniversitenin girdiğini gördü”[67]

 

6.SONUÇ

 Süryaniler, Mezopotamya bölgesinde yaşamış ve halen bir kısmı burada yaşayan, kadim bir millettir. Bu milleti önemli kılan, onların bilim ve felsefe dünyasına katkılarıdır. Tarihte üstlendikleri bu zor görevi ifa etmiş bu milletin, kültürü, felsefesi, duyguları kısaca bütün yönleri araştırma konusu olabilecek önemli niteliklere sahip konulardır.

Biz bu çalışmamızda Süryanilerin dünya tarihinde felsefe alanında yapmış oldukları önemli katkıları Nusaybin Akademisi bağlamında ele almaya çalıştık.

Bugün Alman Üniversitelerinde okutulan Süryanice dersinin müfredatlarda yer alan üç önemli amacı vardır:

Birincisi, Arapça ve İbranice dillerinin kökeninin bilinmesini,

İkincisi, Süryani dilinin Yunan ve İslam felsefesi arasında geçişi sağlayan bir dil olduğunun bilinmesini

Üçüncüsü de bugün elimizde Süryanice tercümesi mevcut olan ama orjinali kaybolmuş bazı Yunan filozoflarının eserlerinin bilinmesini sağlamaktır. Bu sebeple, Süryanilerin dili başta olmak üzere, kültür ve felsefeleri de araştırmacıları bekleyen ve gün yüzüne çıkarılması gereken bilgi hazineleridir.

            Süryaniler, çalışmamızda da görüldüğü gibi, Yunan felsefesinin doğu ayağını oluşturmaktadır.  Süryani düşünürler titiz çalışmalarla bu felsefeyi doğu halklarına kazandırmışlardır. Sadece İslam felsefesinde değil, Uzak Asya, Hindistan ve İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada bu medeniyetin izlerini görmek mümkündür.

             

 

 

7. KAYNAKÇA

 

Abdulmesih Zahar, el-Kıddis Yuhanna ez-Zehebi’l-Fem, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1993

Adday Şer, Medresetu’n-Nusaybin, Matbaatu’l-Katolikiyya lil-Abai’l-Yesuiyyin, Beyrıt, 1905

Aristoteles, Metafizik, çev: Ahmet Arslan, Sosyal yay., İst.,1996

Arthur Vööbos, “Abraham De-Bét Rabban And His Role İn The Hermeneutic Tarditions Of The School Of Nisibis”, Harvard Theological Review, Volume: 58, 1965,

........................, History Of The School Of Nisibis, CSCO 266, subs. 26, Louvain, 1965 

........................, Syriac And Arabic Documents, Stockhlom, 1960

........................, The Statutes Of The School Of Nisibis, Stockholm, 1962

Augustin Perier, Petits Traites Apologetiques De Yahyâ Ben Adî, Paris,1920

Aziz Koluman, Ortadoğu’da Süryanilik, ASAM yay., Ankara, 2001

B. Harres Cowper, “Philosophical Questions İn The Ancient Syrian Church”, The Journal Sacred Literature, Volume:1, London, 1862

Bulus Fiğali, Nersay el-Muallim, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1996

Efram Kiryakus, el-Kıddis Efram es-Süryani, Menşuratu’n-Nur, 1988
F.X.E. Albert, “The School Of Nisibis”, The Catholik University Bulletin, Volume:XII, 1906

Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, Ülken Yay., İst., 1997

J.B. Chabot, L’École De Nısıbe, Juillet-Août, 1896

Mehmet Çelik, Süryani Tarihi, Ayraç yay., Ankara, 1996

M.J. Birnie, “The Church Of The East & The Question Of The Theodore Of Mopsueutia”, Austria, 1996

Mor İğnatiyos Yakup III., The Syrian Ortodokx Church Of Antioch, Holland, 1985

Mor Grigorius Yuhanna İbrahim, “el-Merakiz es-Sekafiyya Fi Biladi Ma Beyne’n-Nahrayn”, Al-Hikma Dergisi, sayı:X1, 1996, s.45

Mor İgnatius Aphram I Barsaum, el-Lu’lu’l-Mansur Fi Tarihi’l-Ulum ve’l-Adab es-Suryaniyya, Bar Habraeus Verlag, Holland, 1987

Nihat Keklik, İslam Mantık Tarihi, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İst., 1969

Nesim Doru, İslam Felsefesine Katkıları Bakımından Süryaniler’de Felsefe Geleneği (Yahyâ İbn Adî Örneği), Basılmamış Doktora Semineri, Ankara, 2003

Rahip Bulus Behnam, “Şiir Ve Felsefe Kucaklaşıyor” , Lisan el-Maşrık dergisi, 4. ve 5. sayılar, Irak,1951

Severius Yakup, Tarihu’l-Keniseti’l-Antakiyye,  Bar Hebraeus Velag, Hollanda, 1953

William Wright, A Short History Of Syriac Literature, Amsterdam, 1966

Y.Kumeyr, İslam Felsefesinin Kaynakları, çev:Fahreddin Olguner, Dergah yay., İst., 1992

Yusuf Barbya, Mor Afrem es-Süryani, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1986

 



[1] Bu makale “Geçmişten Günümüze Nusaybin Sempozyumu, 27-28 Mayıs 2004 Nusaybin’de tebliğ olarak sunulmuş ve basılmıştır.

[2] Emi Dyulfone

[3] Vamdinath Suköle

[4] Adday Şer, Medresetu’n-Nusaybin, Matbaatu’l-Katolikiyya lil-Abai’l-Yesuiyyin, Beyrut, 1905, s.4

[5] Adday Şer, a.e.,s.4

[6] Mor Grigorius Yuhanna İbrahim (Halep Metrpoiti), “el-Merakiz es-Sekafiyya Fi Biladi Ma Beyne’n-Nahrayn”, Al-Hikma Dergisi, sayı:X1, 1996, s.45

[7] Efram Kiryakus, el-Kıddis Efram es-Süryani, Menşuratu’n-Nur, 1988, s.15

[8] Severius Yakup, Tarihu’l-Keniseti’l-Antakiyye,  Bar Hebraeus Verlag, Holland, 1953, s.241

[9] William Wright, A Short History Of Syriac Literature, Amsterdam, 1966, s.34; Adday Şer, a.g.e.,s.7

[10] Mor İgnatius Aphram I Barsaum, el-Lu’lu’l-Mansur Fi Tarihi’l-Ulum ve’l-Adab es-Suryaniyya, Bar Habraeus Verlag, Holland, 1987, s.202; Yusuf Barbya, Mor Afrem es-Süryani, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1986, s.19

[11] William Wright, a.g.e., s.34

[12] Yusuf Barbya, a.g.e., s.17

[13] Rahip Bulus Behnam, “Şiir Ve Felsefe Kucaklaşıyor” , Lisan el-Maşrık dergisi, 4. ve 5. sayılar, Irak,1951 (Bu makale Gabriyel Akyüz tarafından “Süryanilerde Felsefik Şiirler” adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Mardin,1997)

[14] Adday Şer, a.g.e., ss.6-8

[15] Nihat Keklik, İslam Mantık Tarihi, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İst., 1969, c.1, s.26; Chabot, L’École De Nısıbe, Juillet-Août, 1896

[16] Mor Grigorius Yuhanna İbrahim, a.g.m., s.46

[17] Y.Kumeyr, İslam Felsefesinin Kaynakları, çev:Fahreddin Olguner, Dergah yay., İst., 1992, s.124

[18] Mor İgnatius Aphram I Barsaum, a.g.e., s.187

[19] F.X.E. Albert, “The School Of Nisibis”, The Catholik University Bulletin, Volume:XII, 1906, s.160

[20] Arthur Vööbos, The Statutes Of The School Of Nisibis, Stockholm, 1962, s.14

[21] Mehmet Çelik, Süryani Tarihi, Ayraç yay., Ankara, 1996 , s.145

[22] Mehmet Çelik, a.e., s.147

[23] Mehmet Çelik, a.e., s.148

[24] Mehmet Çelik, a.e., s.151

[25] Aziz Koluman, Ortadoğu’da Süryanilik, ASAM yay., Ankara, 2001, s.22

[26] F.X.E. Albert, a.g.m., ss.160-161

[27] Arthur Vööbus, Syriac And Arabic Documents, Stockhlom, 1960, s. 178

[28] Bulus Fiğali, Nersay el-Muallim, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1996, s.68;  A. Vööbus, History Of The School Of Nisibis, CSCO 266, subs. 26, Louvain, 1965, s.68

[29] F.X.E. Albert, “The School Of Nisibis”, ss. 162-163 Nersay’ın çıkardığı yasalar için bkz: Arthur Vööbos, The Statutes Of The School Of Nisibis, ss.73-85

[30] Polus Fiğali, Nersay el-Muallim, s.160

[31] William Wright, a.g.e., s.118

[32] Arthur Vööbus, “Abraham De-Bét Rabban And His Role İn The Hermeneutic Tarditions Of The School Of Nisibis”, Harvard Theological Review, Volume: 58, 1965, s.205

[33] William Wright, a.g.e., s.168; Adday Şer, a.g.e., ss.37-38

[34] Adday Şer, a.g.e., s.48; Arthur Vööbos, History Of The School Of Nisibis, s.279

[35] Mor İgnatius Aphram I Barsaum, el-Lu’lu’l-Mansur Fi Tarihi’l-Ulum ve’l-Adab es-Suryaniyya s.157

[36] Mor İgnatius Aphram I Barsaum, a.e., s.285

[37] Nihat Keklik, İslam Mantık Tarihi, c.1, s.26

[38] William Wright, a.g.e., s.138

[39] Bulus Fiğali, Nersay el-Muallim, s.32

[40] C.A. Kadir, “İskenderiye Ve Süryani Düşüncesi”, çev: Kasım Turhan, (M.M.Şerif, İslam Düşüncesi Tarihi içinde, Türkçe baskının editörü:Mustafa Armağan), İnsan yay., İst., 1990, C.1,  s.149  

[41] C.A.Kadir, a.m.,a.y.

[42] M.J. Birnie, “The Church Of The East & The Question Of The Theodore Of Mopsueutia”, Austria, 1996, s.1

[43] M.J. Birnie, a.m., ss.1-2

[44] Arthur Vööbus, “Abraham De-Bét Rabban And His Role İn The Hermeneutic Tarditions Of The School Of Nisibis”, ss. 212-213

[45] M.J. Birnie, a.g.m., s.2

[46] Abdulmesih Zahar, el-Kıddis Yuhanna ez-Zehebi’l-Fem, Daru’l-Maşrık, Beyrut, 1993, s.22

[47] William Wright, a.g.e., s.125; M.J.birnie, a.e., s.3

[48] Adday Şer, a.g.e., s.29

[49] M.J. Birnie, a.g.m., s.4

[50] Adday Şer, a.g.e., s.50

[51] Adday Şer, a.e., s.11

[52] Bulus Fiğali, Nersay el-Muallim, s. 73

[53] A. Vööbus, History Of The School Of Nisibis, s.69; William Wright, a.g.e., s.59

[54] Bulus Fiğali, Nersay el-Muallim, s.134

[55] Yahyâ b. Adî, Risale Fi Sıhhati İ’tikadi’n-Nasara Fi’l-Bari Ennehu Cevherun Zû Sulusi Sıfat (Neşreden:Augustin Perier, Petits Traites Apologetiques De Yahyâ Ben Adî içinde), Paris,1920, ss.11-21; daha geniş bilgi için bkz: Nesim Doru, İslam Felsefesine Katkıları Bakımından Süryaniler’de Felsefe Geleneği (Yahyâ İbn Adî Örneği), Basılmamış Doktora Semineri, Ankara, 2003

[56] Bulus Fiğali, a.g.e., s.134

[57] Bulus Fiğali, a.e., s.160

[58] Bulus Fiğali, a.e., a.y.

[59] Aristoteles, Metafizik, çev: Ahmet Arslan, Sosyal yay.,İst.,1996, s.414

[60] B. Harres Cowper, “Philosophical Questions İn The Ancient Syrian Church”, The Journal Sacred Literature, Volume:1, London, 1862, ss.154-161

[61] Mor Grigorius Yuhanna İbrahim,  “el-Merakiz es-Sekafiyya Fi Biladi Ma Beyne’n-Nahrayn”, s.48

[62] Bulus Fiğali, a.g.e., s.134

[63] Adday Şer, a.g.e., s.53

[64] Teodoros’un Kitab-ı Mukaddes’e yaptığı şerhine Süryanice’de Fuşoko yani tefsir, Mor Afrem’ın şerhine de Maşılmonutho yani taklid denir. Taklid denilmesinin sebebi, Urfa Kilisesi kurucusu Mor Adday’ın ağızdan ağıza dolaşan haberlerini Mor Afrem ve Mor Nersay’ın aynı şekilde eserlerinde tedvin etmeleridir.

[65] Bulus Fiğali, a.g.e., s.66

[66] Adday Şer, a.g.e., s.53

[67] J.Labourt, le Christianisme dans I’Empire Perse, p. 301 (Adday Şer’den naklen)

   

MANASTIR

 
VAKIF

MANASTIR

 

METROPOLİTLİK

PATRİK

GÜNCEL-MALİ B.

 

İLETİŞİM
Deyrulzafaran Manastırı -
Mardin / Türkiye
Tel: +90 482 208 10 61- 62
Faks: +90 482 208 10 63
E-Mail:
info@deyrulzafaran.org
Tasarım : Faruk Güneş
Bu site ; Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Manastırı ve Kiliseleri Vakfı Resmi Tanıtım Sitesidir. Başka kurum ve kuruluşların görüş ve fikirlerini yansıtmaz.